Dream Theater Tarihçesi

Tarihçede Birinci perde bölümündesiniz. Değiştir :  

Birinci perde - 1. Bölüm

DREAM THEATER DÜŞ TİYATROSU

Norveçli mektup arkadaşımın bana gönderdiği bir kasedin sonunda Dream Theater diye bir grubun "Pull Me Under" isimli bir şarkısı vardı. Şarkının ilk saniyelerinden itibaren DT 'nin büyüsüne kapıldım ve bu büyü veya ne haltsa hala devam ediyor. Şarkının sonunda aniden sanki yanlışlıkla stop düğmesine basılmıs gibi kesilmesi beni deli etmişti, bunu arkadaşımın kötü bir şakası sanmıştım ama orijinalinde de böyleydi ve bunun Dream Theater devriminin sadece ufak bir kırıntısı olduğunu sonradan anlayacaktım.

Esas hikaye çok daha önce ; 1985 'in sonbaharında, Boston 'daki Berklee Müzik Okulu 'nda gitarist John Petrucci ve basist John Myung 'ın o zamanlar 18 'inde olan muhteşem davulcu Mike Portnoy 'u doğaçlama yaparken görmeleriyle başladı. Daha sonra onunla kafeteryada tanıstılar ve hem müzik zevklerinde hem de hayatlarında birçok ortak yön olduğunu gördüler. Dünyanın dört bir yanından gelen bir sürü adamın arasında tesadüfen hemşehri ( Long Island ) olan üç müzisyenin buluşması onlar için bir mucize, bizim için ise bir armağandı. Okuldan arta kalan zamanlarda eskiden John Petrucci 'nin Centurion isimli lise grubunda çalan dahi klavyeci Kevin Moore ve Chris Collins isimli bir vokalistle çalmaya başladılar. Aralarındaki uyuşma ve grupları Majesty 'nin geleceğine çok güvenmiş olacaklar ki Berklee gibi Steve Vai, Al Di Meola, Chris DeGarmo ( Queensryche ) ve birçok yıldızı yaratan bir okulu bırakıp Majesty 'ye daha fazla konsantre olmak istediler.

Böylece müzik dersleri ve part-time işler ile geçimlerini sağlayabilirler, geriye kalan zamanda ise Majesty 'yle stüdyoya kapanabilirlerdi. 1986 Mart ayında 4 kanallı kaydettikleri 6 şarkılık demolarını tamamladılar ve belli bir dağıtıma dahil olmadan dükkanlarda ve elden bu demoyu satışa sundular. 6 ay içinde 1000 tane satan demo halen daha bootleg olarak satılmaktadır. Demonun soundu ilk dönem Rush 'a benziyor. Genç ve acemi olmalarına karşın progressive ve kompleks bir sound seçmişlerdi. Mechanic Records isimli yeni bir şirketle anlaşan grup daha önce kurulan Majesty isimli bir jazz grubunun var olması nedeniyle mecburi bir isim arayışına girdi. Glasser, Mi and Magus gibi seçenekler elendikten sonra Mike 'ın babası Howard California 'daki bir sinema salonunun ismini tavsiye etti : Dream Theater. Bilindiği üzere ingilizcede "theater" hem tiyatro hem de sinema salonu anlamına geliyor. İsim değişikliğinden sonra ses renginin uyuşmazlığı ve yetersiz bulunması nedeniyle grubun istenmeyen adamı Chris Collins gruptan ayrıldı. 1986 'nın Kasım ayında kendilerinden yaşça büyük olan Charlie Dominici 'yi bulan grup çalışmalarına devam etti ama yanlış giden şeyler vardı. Charlie denedikleri vokalistlerin içinde en tecrübelisi ve en idealiydi ama yine de aranılan kan o değildi. Dream Theater 'ın en sert zamanının göstergesi olacak ilk albümün çalışmaları esnasında bazı kısımları Charlie 'ye söyletmek grup için zor olmuştu ve Charlie 'nin çalışma sonlarında piyanonun başında Billy Joel ve Beatles şarkıları söyleyerek kendini daha iyi hissediyor olması DT ile aralarında büyük bir uçurum açıyordu.

Prodüktör Terry Date ile ilk albüm bir ay süre içinde 88 'in yazında Pennsylvania 'da tamamlandı ve 89 'da "When Dream & Day Unite" piyasaya çıktı. Albümün isminin altında son derece ince bir sembolizm olduğu kesin. "Düş" ün ve "gün" ün buluştuğu zaman. 24 saatlik bir zaman diliminin, sürekli tekrarlanan, son derece teknik olan fizik kurallarıyla oluşan bu nedenle DT 'nin progresif yanını temsil eden "gün" ve hayallerin saflığını, umursamazca ilericiliğini, müziğin esas gücü olan daha anlaşılır ve kalıcı olan melodiyi veya aklımıza getirmeyi çok sevdiğimiz bir fantezi gibi ağzımıza sakız ettiğimiz nakaratları,koroları ifade eden "düş" ün buluştuğu zaman ortaya çıkan bir "Düş Tiyatrosu".

"When Dream & Day Unite" eleştirmenler tarafından beğenildi. Gerçekten de albümde yer alan her şarkı ümit vaadetmeyi bırakın kendi başlarına birer klasiktir. Bana göre DT 'nin en büyük özelliklerinden biri olan her şarkının kendini diğerlerinden bağımsız bir şekilde belli etmesi bu albümde başlar. Yani yapıları, şarkı sözleri, uzun enstrümantal kısımları benzese de dinlerken hangi şarkıda olduğunuzu anlayabilirsiniz. Bu duyguyu verebilen nadir gruplardandır DT. "WDADU" Dream Theater 'ın en sert albümüdür. Gelecekte "The Mirror" gibi sert parçalara yer vereceklerdir ama albüm genelinde sert distortion sounduna, thrash ritmlerine bu kadar ağırlık vermezler. Müzikte söylenmeyen ve "WDADU" ın ilk parçası olan "A Fortune In Lies" liriklerinin başında duran cümle ; "Uzun zamandır hayatımda ilk kez... Dünyamdaki herşey doğruydu... ve birden uyandım", düş tiyatrosunun perdelerini açar. Şarkı ; çalmayı huy edinen bir arkadaşları hakkındadır ama bu basit temadan yola çıkarak daha çok şey ifade eden şarkı sözlerine sahiptir. Albümün en baba şarkısı şüphesiz "The Killing Hand"dir. Başındaki "Intro" yu da katarsak ; "Observance" ( Farketme ), "Ancient Renewal" ( Eski Canlanma ), "The Stray Seed" ( Kayıp Tohum ), "Thorns" ( Dikenler ) ve "Exodus" ( Göç ) isimli 6 bölümden oluşan yaklaşık 9 dakikalık bu şarkı DT 'nin değişken soundunun yarattığı bir başyapıttır.

Şarkı sözlerinde anlatılan hikaye çok anlaşılır olmasa da hatta Mike Portnoy bir röportajında John Petrucci 'nin neden söz ettiğinin çok açık olmadığını söylemesine rağmen hikaye klasik bir alacakaranlık kuşağı hikayesidir. Kahramanımız duvarda tuhaf şekiller ve ölü ( yakın zamanda öldürülen ) insanların isimlerini görür. Doğaüstü olayın gizemini çözmek için bir arayışa girer. Sonunda duvarda kendi ismini görür, tüm tuhaf şekilleri ve isimleri kendi bilinçaltının yarattığı sonucuna varır, "The Killing Hand" aslında onun ta kendisidir. Son mısralar şöyledir: "I laugh at what I 've done, I am The Killing Hand". Ve belkide sonunda kendini öldürür. "The Killing Hand" e albümün en baba şarkısı derken "Ytse Jam" e de haksızlık etmemek lazım. Charlie 'nin sesinden hoşlanmayan DT fanları için bu enstrümantal şarkı albümün gerçek hitidir. Deli gibi çalan klavye gitar partisyonlarının ağırlıkta olduğu tam anlamıyla kafayı yedirtecek kadar manyak bir parçadır. Heavy Metal tarihinin en iyi enstrümantal şarkılarından biridir. Her ne kadar ismi "Ytse Doğaçlaması" şeklinde yorumlansa da aslında ince bir gönderme vardır eski grup isimlerine. Ytse Jam , Majesty 'nin tersten yazılmasından oluşan bir kelimedir. Eski gruplarına bağlılıkları sadece bu isimle kalmaz, DT fanlarının defter süslemesinde sıkça kullandığı sembolün ortasında da tersten ve düzden iki tane M harfi vardır.


  Sonraki bölüm »



Bu yazı için Doğu YÜCEL'e teşekkür ederiz. Doğu YÜCEL'in kişisel sayfası Düşler ve Kabuslar'ı mutlaka gezin.

Paylaş : FacebookTwitterGoogleFriendFeedMySpaceLive